Kas ağrısı, genellikle bireylerin alışık olmadıkları egzersizlerin ardından karşılaştıkları bir durumdur. Akut ve gecikmiş olmak üzere iki evrede incelenebilmektedir. Akut kas ağrısı, üretilen metabolik atıkların birikmesi ile yorgunluğun son safhasında meydana gelirken, gecikmiş kas ağrısı (delayed onset muscle soreness) (GKA/DOMS) egzersiz tamamlandıktan saatler sonra meydana gelmektedir.
Gecikmiş kas ağrısı terimi ilk kez Hough tarafından kullanılmış ve “ilk kez egzersiz yapan bireylerin kaslarında egzersizden sonra (yaklaşık 8-10 saat sonra) hissedilen ve sadece yorgunluğa katkıda bulunmayıp başka etkilere yol açan sendrom” olarak tanımlanmıştır.
“Herhangi bir kasta etkisini gösterebilen, hareket ya da elle muayene sırasında hissedilen, aynı zamanda kasların duyarlılığı ya da ağrısı” ya da “yüksek şiddetli yüklenmeler sırasında yüksek germe potansiyeli ve kas lifi içerisindeki zayıf miyofibrillerde oluşan mikro yırtıklar nedeni ile hissedilen kas hasarı” olarak tanımlanmaktadır.
GKA egzersizin tipine bağlı olduğu kadar, egzersiz şiddetine ve süresine de bağlıdır. 2 GKA, egzersizden 8-10 saat sonra hissedilmeye başlar, egzersizden 24-48 saat sonra en yüksek ağrı seviyesine ulaşır ve etkisi egzersizden beş-yedi gün sonrasına kadar sürebilir GKA’yı açıklamaya çalışan altı farklı teorinin olduğu görülmektedir. 3 Bunlar; 1) Laktik asit, 2) Kas spazmı, 3) Konnektif doku hasarı, 4) Kas hasarı, 5) İnflamasyon ve 6) Enzim çıkış teorileridir.
Laktik asit teorisi, egzersizi takip eden süre içinde üretilmeye devam eden laktik asidin birikmesi üzerine kurulu bir teoridir. Bir başka deyişle, metabolik atık ürün üretimi zararlı uyarıcılara neden olarak ve gecikmiş evrede ağrı hissedilmesine yol açmaktadır.
Kas spazmı teorisi, eksantrik kas aktivitelerinden sonra dinlenme aşamasında kas kasılmalarında meydana gelen artış üzerine kurulmuştur. Dinlenme aşamasında kas kasılmalarında meydana gelen artış, motor ünitelerde lokal spazmların oluşmasına neden olmaktadır. Bu durumun kan damarlarında lokal iskemiye ve ağrıya neden olduğu düşünülmektedir.
Konnektif doku hasarı teorisi; kas fibril parçalarının etrafını saran zarların etkisini değerlendirme üzerine kurulu bir teoridir. Konnektif dokunun içeriği Tip I (yavaş kasılan) kas fibril tipinde güçlü iken, Tip II (hızlı kasılan) kas fibril tipinde daha zayıftır. Bu zayıflıktan dolayı Tip II kas fibril tipi kas boyunun uzadığı egzersizlerden kaynaklanan yaralanmalara karşı daha hassastır ve konnektif dokuların aşırı geriliminden dolayı kas ağrısı oluşabilmektedir.
Kas hasarı teorisi ise eksantrik egzersizlerin ardından kasta özellikle “z” çizgisi bölgesinde meydana gelen kas dokusu kopmalarını vurgulamaktadır. Oluşan bu hasarlar ile birlikte eksantrik kasılma esnasında uyarı veren aktif motor ünitenin azalması ile motor ünite başına düşen gerilim artmaktadır. Bu da ağrıya sebep olmaktadır.
İnflamatuar teorisinde, kas liflerinin yapısında yaralanmayı takiben protein yapılarını ve yağları parçalayan proteolitik enzimler bulunmaktadır. Bu enzimler, kas fibrillerini ve konnektif dokuları hızla parçalamaktadır. Kasın membran bütünlüğünün bozulmasına bağlı olarak ozmotik basıncın artması ile birlikte ağrı üretimi artmaktadır.
Son olarak enzim teorisinde ise eksantrik egzersizlerin şiddeti zar geçirgenliğini etkileyebilmekte ve kas fibril yapısında bozulmalara neden olabilmektedir. Kas içinde depo hâlinde bulunan kalsiyum iyonunun kas hücre zarında meydana gelen hasar sonucunda kasta birikmesi ile oluşan süreçler üzerine kuruludur.
GKA genellikle tedavi gerektirmez ve kendi kendine geçer. En iyi şey, ağrı dayanılmaz olmadığı sürece bu kasları hareket ettirmektir. Ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilecek diğer şeyler şunlardır: -Kasları gevşetmek ve kan akışını iyileştirmek için hafif masaj.
- Kasları gevşetebilecek bir köpük rulonun (Foam Roller) kullanılması.
- Alternatif sıcak ve soğuk duşlar
- Tüm besin gruplarını içeren besleyici bir diyet
Bunlara rağmen ağrılarınız hala dayanılmaz ise bir hekime başvurabilirsız ve egzersizlerinizi fizyoterapist eşliğinde yapmanız daha doğru olacaktır.
